1 Aralık 2009 Salı

DERSİM BİLİNCİNİN UYANIŞI

Sayın Prof.Dr. Sosyolog İsmail Beşikçi!
30 Kasım 2009 Pazartesi günlü yazısınn başlığını 
Dersim’de Bilincin Uyanışı” koymuş.
Olabilir. İstediği başlığı, yazısı için seçebilir.

Buna hiç kimsenin karşı durmasını, biz de istemeyiz. 
Esasen Dersimliler hep böyle davranırlar. Oyle de…

İnsan; Sayın Beşikçi’nin yazısını inceleyince, başlıkla içeriğin pek uyumunu göremiyor.

Hatta dikkatli okuyucu gözünde 'Dersim’deki ve Dersimli’deki bu değişiklikten' hoşlanmışa benzemiyorlar, Sayın Beşikçi...

'Konuyu birileri adına ele aldığı' izlenimi edinebiliyor. İnsan; bu yazıyı incelediğinde… Ve olup bitene başkalarının gözlüğü ile baktıkları düşüncesine kapıldım, ben…
-*-
Şimdi soralım:

Dersim’de yaşanan olayları biraz düşünerek yazmanız daha doğru olmaz mıydı?
Dersimlilerin ‘kendilerini yaşamaları’ hakları yok mu?

İlgisi olmayan çatışmaların Dersime taşınmasının anlamı ne olmalı…?

Başkalarının davalarına Dersim gençlerinin kurban edilmesinin anlamı ne olmalı ki…?

‘Zalimin ve yaşadığı zulmün hesabının Dersimliye sorulması’nın sorgulanması gerekmez mi?

‘Köylerinden çıkamayacak insanların aç ve susuz kalmalarını’n sorgulanması gerekmez miydi?

Bu çift taraflı zor u zextin anlamı ne olmalı ki…?
Sebebi/sebepleri ne ola ki…?

‘Dersimlinin anadilinin kullanıldığı yaşam alanlarının yok olması’nın çok yönlü sorgulanması gerekmez miydi?

Siz; bugüne dek bunları yazdınız da, biz mi göremedik?
Yasaları, biraz da dersimli açısından sorgulamak gerekmez miydi?

Çocuklar, bebeler, hamile kadınlar, yaşlı piri faniler; sadece “38’de” mi öldüler?
Sürgün, vurgun, talan sadece o gün mü yaşandı? Garip diyarlarda, dersimli; sadece “38’de” mi sefil, hasta, aç ve açıkta kaldı?
Çocuklar; sadece o dönem mi, kötü emellere araç edildiler?
Gene Dersimin çocukları; sadece o dönem mi, anadilini öğrenme olanaklarından yoksun bırakıldılar?
Gammazlık, iftira, aşağılama, tehdit, zor u zext sadece o dönem mi yaşandı?

ŞİMDİ:

“Son 25-30 yıllık mücadele sürecinde, Kürtlerin mücadelesini kırmak için, devletin, Zazacılık diye bir akım geliştirmeye çalıştığı gözlenmektedir...” de   ne demek oluyor, Sayın hayranı Professor?

Zazaların Türk olduğu, bazı Türklerin Zazalaştığı anlatılmaktadır. 
Resmi ideolojinin ikiyüzlülüğü hemen dikkati çekmektedir. 
Kürt olduklarından ve Kızılbaş olduklarından dolayı soykırıma uğratılanlara, 
bugün de Türk olduklar söylenmeye çalışılıyor...” u açıklama zahmetine katılmanız olası mı???

“Devlet, bu propaganda çerçevesinde, bazı Zaza Kürtlerini de hareket ettirebilmektedir…”ifadesi ile kimi kast ediyorsunuz?

Bu konuda Zaza Kürtlerinin her zaman hatırlaması gereken süreç şudur. Dersim’de, Alevi inancında olan, Zaza Kürtleri yaşamaktadır. Alevi inancında olan Dersim’deki Zaza Kürtleri, 1937-1938 de neler yaşadı? Zaza Kürtlerine neden bu muamelenin layık görüldüğünü, Kürtlere neden soykırım yapıldığını da dönemin Adalet Bakanı, Ordinaryüs Profesör Mahmut Esat Bozkurt çok açık bir şekilde dile getirmektedir…” demek; sırtında yük ve  külfet  taşımak anlamına gelmez mi?

Evet “Resmi ideolojinin ve başkalarının Zazalarla ve Dersimle ilgili bu tutarsızlıklarına, çelişkilerine de dikkat etmek gerekir” i uygulayalım...

Zazalar konusunda Roşan Lezgin’in, Kirmanckî, Kırdkî, Dimilkî, Zazakî konusunda yeterliğinin ve yetkisinin kaynağı ne ola ki…”


Siz; elbette ki, lehçe ile dil farkını anlayacak biri iken, anadillerini kullanma ve yaşatma derdinde olan insanları “bölücülük ve ajanlıkla” suçlayan durumuna nasıl düşersiniz?

Yoksa iki dilin farkını anlayamayacak bir acziyet içinde misiniz?


Eğer “bunlardan bana ne” diyorsanız; peki bu çabanızın anlamı ne ola ki…????

Hangi katır ayağınıza bastı da, bu davranışı sergilediniz?
Acaba kim adına, bu kaygılanma… ?

Bu davranışı sergilemeniz için, sizi ne çarptı, Sayın Profesor?
Hangi derinlikli ilişkinin etkisi ola ki…?

Ha ! Bir de “Türkiye’de, 1925-1945 yılları arasında tek partiye dayanan bir siyasal hayat vardı. Doğal olarak anti-demokratik bir siyasal sistem, anti-demokratik bir siyasal rejim egemendi. Genel seçimler aslında atama şeklinde cereyan ediyordu. Milletvekilleri Cumhuriyet Halk Fırkası Genel Başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk tarafından atanıyordu…” demişsiniz.

Allah aşkına! Şimdi Bölge milletvekillerini kim atıyor/pardon seçiyor.-*-

Sayın sever Profesor, Dersim; öncelikle ‘DERSİM” değilse, hiçbir şeydir. Yani anlayacağınız; herkes önce kendisi olmalıdır. Aksi halde “birilerinin bir şeyi” olmaktan öteye geçemez.

Bunun adına “kişilikli olmak” denir.
Dersime ve onun tarihine yakışan budur.


Gerçekten de ”Eğitimli olmak, eğitimin kalitesini yükseltmek, otoriter ve totaliter bir yönetimin kurulmasına engel olmuyor. Kimliklerin inkarı(MT), imhası, asimilasyon(MT) çabaları, dünya’da(MT) her zaman faşist düşünce ve uygulama için elverişli bir ortam hazırlamaktadır. Bu sürecin Dersim 1937-1938 de olduğu gibi soykırıma varan uygulamaları da hala(MT) olmaktadır(MT)."

Sonuç olarak:
Bu çabalar “Dersimin gündemden çıkarılmasını amaçlıyor” olmasın mı?

01 Aralık 2009 Salı 03:06

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder